Ana Sayfa 24.04.2026 1 Görüntüleme

Büyük Fedakarlık ve Acı Gerçek

2 / 2

Bekledim… Yarım saat, bir saat, iki saat geçti. Hava iyice karardı, dondurucu rüzgar esmeye, ince ince kar atıştırmaya başladı. Soğuktan dişlerim birbirine vuruyor, ayaklarımı hissetmiyordum. Ne gelen vardı ne giden. Gözlerim karanlığı delmeye çalışıyor, iki far ışığı görsem “Oğlum geldi” diye ayağa fırlıyordum ama geçen arabalar hızla uzaklaşıyordu. Titreyen, donmuş ellerimle çantamdan o eski tuşlu telefonumu çıkardım. Büyük oğlumu aradım; sürekli meşgule düşüyordu, beni engellemişti!

Gözyaşları içinde, panik ve çaresizlikle küçük oğlumun numarasını tuşladım. Telefonu açar açmaz duyduklarım ise o dondurucu ayazdan daha çok üşüttü içimi. “Oğlum, abin beni bir durağa bıraktı, gelmedi. Donuyorum, kurban olayım gel al beni,” dedim hıçkırarak. Karşıdan gelen ses buz gibiydi, alaycıydı.

“Anne,” dedi küçük oğlum ruhsuz bir tavırla, “Abim o evi sattığınız paranın tam yarısını geçen ay benim hesabıma gönderdi. Senin ömür boyu bakımını o üstlendi, anlaşmamız böyleydi, parasını da aldı. Benim karım da hamile zaten, yeni bebek bekliyoruz, evde sana ayıracak yerimiz falan yok. Lütfen beni bir daha arayıp durma, karımla huzurumu kaçırma. Başının çaresine bak.”

Telefon “dıt dıt” sesleriyle suratıma kapandığında dizlerimin bağı çözüldü, olduğum yere, o buz tutmuş betonun üzerine yığılıp kaldım. İki evladım, canımdan kopardığım iki parça, beni birkaç yüz bin lira için aralarında pay etmiş, sonra da bu ıssız dağ başında ölüme terk etmişlerdi.

Kış Gecesinde Gelen Merhamet
O gece o durakta ne kadar ağladım, ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözyaşlarım yanaklarımda donmuştu. “Allah’ım,” diye yalvardım gökyüzüne bakarak, “Beni bu gece burada canımdan et, sabahı gösterme bana. Evlat acısını, bu ihaneti yaşatma daha fazla.” Çöp poşetlerime sarıldım, gözlerimi kapattım. Bedenim yavaş yavaş uyuşuyor, tatlı bir uyku bastırıyordu. Donarak ölmenin o huzurlu aşamasına geçiyordum galiba.

Tam bilincimi kaybetmek üzereyken gözlerimi kamaştıran mavi-kırmızı ışıklar gördüm. Bir jandarma devriye aracı önümde durdu. Gencecik bir asker koşarak yanıma geldi, “Teyzem, ne işin var bu saatte burada, donacaksın!” diyerek kalın parkasını omuzlarıma sardı. Beni o sıcak arabanın içine soktuklarında, ellerime bir bardak sıcak çay tutuşturduklarında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Karakolda ifadem alınırken her şeyi anlattım ama iki oğlumdan da şikayetçi olmadım. “Sildim onları defterden,” dedim komutana, “Benim artık evladım yok.”

İlahi Adalet ve Yeni Bir Hayat
Jandarmanın yardımıyla devletin şefkatli kollarına, bir huzurevine yerleştirildim. İlk aylar duvarlara bakıp ağlamakla geçti. Ama zamanla buradaki kader arkadaşlarımla yaralarımızı sardık. Evlatlarından darbe yemiş, sokağa atılmış ne çok benim gibi anne-baba varmış meğer… Burada birbirimize aile olduk, yeni bir yuva kurduk. Çiçekler diktik bahçeye, örgüler ördük, akşamları çay eşliğinde dertleştik.

Aradan tam üç yıl geçti. Bir bahar sabahı, huzurevinin müdiresi beni odasına çağırdı. “Seni ziyarete geldiler Havva Teyze,” dedi. Kapıda, üstü başı dökülen, saçları darmadağın olmuş, omuzları çökmüş bir adam duruyordu. Büyük oğlumdu. Benim parasını verdiğim evde lüks içinde yaşarken, arkadaş sandığı kişilerle girdiği bir ticarette tüm varlığını kaybetmiş. Gelinim olacak o kadın da elde avuçta ne varsa toplayıp, çocukları da alıp annesinin evine dönmüş. Sokakta kalmış.

Gözyaşları içinde dizlerime kapandı. “Anne,” dedi, hıçkırıklara boğularak. “Anne ne olursun affet beni. Ne olursun… Anladım hatamı, cezamı buldum. Hadi gel çıkalım buradan, ben sana bakarım, çalışırım, kölen olurum.”

Ellerini yavaşça dizlerimden çektim. İçimde ne bir öfke, ne bir kin, ne de bir sevgi kalmıştı. Sadece derin bir boşluk hissi vardı.

“Benim,” dedim sakin bir sesle, “Soğuk bir kış gecesi, o ıssız otobüs durağında donarak ölen bir kalbim var artık. Ve o kalpte senin yerin yok. Sen anneyi o durakta bıraktın oğlum. Şimdi git… Benim ailem artık burada.”

Arkamı döndüm, koridorda yavaş adımlarla yürürken onun arkamdan yükselen hıçkırıklarını duyuyordum. Ama bir kez bile dönüp arkama bakmadım. Çünkü biliyordum; kırılan bir vazo yapışsa da, su tutmuyordu artık. Benim suyum da, o durakta buz tutup çoktan kırılmıştı.

Resim
2 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp