DOLAR
Alış: 44.82
Satış: 45.00
EURO
Alış: 52.41
Satış: 52.62
GBP
Alış: 60.32
Satış: 60.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
24.04.2026
277 Görüntüleme
73 yaşındayım. On yıl önce bir gece yarısı kapım çalındı
- 73 yaşındayım. On yıl önce bir gece yarısı kapım çalındı; tek oğlum Murat’ın bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini söylediler. Karısı Pelin ise o kazadan burnu bile kanamadan kurtulmuştu. Cenazeden sadece iki gün sonra Pelin kapıma geldi. Yanında pijamalarıyla duran iki yaşındaki ikiz torunlarım Can ve Cem, arkasında ise bir çöp poşeti dolusu kıyafet vardı. Pelin poşeti üzerime doğru itip, “Ben bu yoksulluğa ve çocuk bakmaya gelemiyorum, artık kendi hayatımı yaşayacağım,” dedi ve arabasına binip gitti. O çocukları tek başıma ben büyüttüm. Gecemi gündüzüme katıp çalıştım; pazarlarda kendi hazırladığım çay karışımlarını satarak başladığım o küçük işi, bugün hayal edemeyeceğim kadar büyük ve değerli bir şirkete dönüştürdüm. Ama hayatımdaki en büyük kazancım hala o çocuklardı. Tam her şey yoluna girdi derken, üç hafta önce Pelin yanında bir avukatla kapımda belirdi. Hatırımızı bile sormadan elime velayet belgelerini tutuşturdu. Mutfakta beni köşeye sıkıştırıp asıl niyetini açıkça söyledi: “Şirketin %51 hissesini üzerime yaparsan davayı geri çekerim. Eğer reddedersen çocukları alır, seni bir daha asla göremeyecekleri bir yere giderim.” Elbette reddettim ama avukatım mahkemelerin biyolojik anneye her zaman ikinci bir şans verme eğiliminde olduğu konusunda beni uyardı. Duruşmada Pelin, timsah gözyaşları dökerek “çocuklarına kavuşmak isteyen mağdur anne” rolünü oynadı ve benim artık çok yaşlı olduğumu, onlara bakamayacağımı iddia etti. Hakimin ona inanmaya başladığını hissedebiliyordum. Tam o sırada, normalde sınıfta bile parmak kaldırmaya çekinen torunum Can ayağa kalktı. Kardeşi Cem de hemen yanındaydı. Pelin, davayı çoktan kazanmış gibi gururla gülümsüyordu. Can önce hakime baktı, sonra dönüp annesinin gözlerinin tam içine bakarak derin bir nefes aldı ve o 5 kelimeyi söyledi: “BİZİ O GECE ÇÖPE ATTIN.” Mahkeme salonunda iğne atsanız sesi duyulacak bir sessizlik oldu. Hakimin havada kalan kalemi masaya düştü. Pelin’in yüzündeki o sahte gülümseme, sanki bir maske gibi çatlayıp döküldü. Can’ın sesi titremiyordu; aksine on yıldır içinde biriktirdiği tüm o hüzün ve gerçeklik, sesinde çelik gibi bir sertliğe dönüşmüştü. Can, hakime doğru bir adım daha attı. “Sayın hakim,” dedi, “annem olduğunu iddia eden bu kadın bizi o gece kapıya bir çöp poşetiyle bıraktığında biz sadece iki yaşındaydık. Belki çok küçüktük ama o poşetin soğuğunu, bizi bırakan arabanın uzaklaşan sesini hiç unutmadık. On yıl boyunca bir kez bile nasılsınız diye sormayan biri, bugün gelip bizi sevdiğini söylüyor. Ama aslında o bizi değil, babaannemin tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu şirketi istiyor.” Pelin panik içinde yerinden kalktı, “Yalan söylüyor! Onu babaannesi zehirlemiş, ona bu sözleri o ezberletmiş!” diye bağırdı. Ama Can susmaya niyetli değildi. Elini cebine attı ve telefonunu çıkarıp kürsüye bıraktı. “Babaannemi mutfakta tehdit ederken kapının arkasındaydım. Hepsini kaydettim.” Avukatların ve hakimin şaşkın bakışları altında Can kaydı başlattı. Pelin’in o hırslı, çiğ ve acımasız sesi salonda yankılanmaya başladı: “Hisseleri ver yoksa bu çocukları bir daha göremezsin… Onları eyalet dışına kaçırırım, yaşlılıktan öldüğünde mezarına bile getirmem!” Kaydı dinleyen hakimin yüzü giderek sertleşti. Pelin, az önce döktüğü timsah gözyaşlarını silecek bir mendil bile bulamıyordu; zira artık kimse ona acımıyordu. Kendi öz evladının zekası ve dürüstlüğü, Pelin’in on yıllık planını saniyeler içinde yerle bir etmişti…
- O an gözümün önüne on yıl önceki o soğuk gece geldi. Murat’ımı kaybettiğim, kalbimin paramparça olduğu o gece… Pelin çocukları kapıma bıraktığında dizlerim titriyordu ama Can ve Cem’in elini tuttuğum an, o titreme geçmişti. Onlar için ayakta kalmak zorundaydım. Emekli maaşımla başladığım o ilk çay harmanlarını hazırlarken, mutfaktaki ocakta hem çay demlenir hem de çocukların maması ısınırdı. Bazen yorgunluktan pazar tezgahının başında uyuyakalırdım ama Cem gelip elimi tutar, “Anneannem, yoruldun mu?” diye sorardı. Biz o yoksulluğu, o çaresizliği birbirimize tutunarak aşmıştık. Hakim kararı açıklamak için kürsüye vurduğunda kalbim duracak gibiydi. “Davacının talebi reddedilmiştir,” dedi hakim, sesinde gizleyemediği bir tiksintiyle. “Velayetin mevcut haliyle devamına, ayrıca davacı hakkında nitelikli dolandırıcılık ve şantaj şüphesiyle suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.” Pelin, güvenlik görevlileri eşliğinde salondan çıkarılırken tek bir kelime bile edemedi. Bana değil, çocuklara bakmaya çalıştı ama Can ve Cem başlarını bile çevirmediler. Onlar için o kadın, on yıl önce o çöp poşetiyle birlikte kapının önünde kalmıştı. Adliye binasından çıktığımızda güneş batıyordu. Arabaya yürürken torunlarımın arasına girdim, her ikisi de boyumu geçmişti ama benim gözümde hala o pijama takımlarıyla kapımda duran minik meleklerdi. Can koluma girdi, Cem ise diğer elimi tuttu. “Seni asla bırakmayacağız babaanne,” dedi Cem sessizce. “Şirket, para… Hiçbiri umurumuzda değil. Biz sadece senin çaylarının kokusunu duyduğumuz o huzurlu mutfağımızı istiyoruz.” Gülümsedim. 73 yıllık ömrümde çok şey kaybetmiştim; eşimi, oğlumu, gençliğimi… Ama o gün anladım ki, doğruluğu ve sevgiyi miras bıraktığınızda, dünya üzerindeki hiçbir güç o mirası elinizden alamıyordu. Eve döndüğümüzde mutfağa geçtim. En sevdiğimiz o özel harmanı demledim. Evimizin içine yayılan o taze çay kokusu, sadece bir işin başarısı değil, bir ailenin direnişinin zafer kokusuydu. Biz kazanmıştık; yalanlara, hırsa ve vefasızlığa karşı saf sevgiyle galip gelmiştik. O gece balkonumuzda çaylarımızı yudumlarken, gökyüzündeki yıldızlara baktım. Murat’ın bizi bir yerlerden izlediğini ve “Aferin anne, onları çok güzel yetiştirmişsin” dediğini hissettim. Artık hiçbir fırtına bizi yıkamazdı, çünkü biz en büyük fırtınayı bir çöp poşetiyle kapımıza gelen o gecede yirmi yıl önce değil, bugün o mahkeme salonunda sonsuza dek dindirmiştik.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


