DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Beş yaşındaki bir kız çocuğu banyodan titreyerek çıktığında, anne kapı aralığından gerçeği gördü
- 5 yaşındaki Elif banyodan çıktığında küçük elleri havluyu öyle sıkı tutuyordu ki, sanki bir çocuk bir kumaşı değil de son sığınağını kavramış gibiydi. İstanbul’un Üsküdar’daki eski ama saygın bir mahallesinde o ev dışarıdan bakıldığında tamamen sıradandı. Beyaz badanalı duvarlar, pencere önünde fesleğen ve sardunya saksıları, antrede pirinç bir kapı zili, kandil gecelerinde yakılan ışıklar, hafta sonu ailece yapılan ibadetler ve komşulara karşı hep güler yüzlü görünen bir hayat… Zeynep Türkçe öğretmeniydi. Eşi Murat ise özel bir bankada müdürdü. Herkes Murat için “şimdiki babalara benzemiyor, çocuğuyla çok ilgili” derdi. —Şanslısın Zeynep, böyle eş herkese nasip olmaz. Kızını yıkıyor, uyutuyor, masal bile anlatıyor. Zeynep de bir zamanlar buna inanmıştı. Elif doğuştan narindi. Büyük gözler, ince bir ses, korktuğunda annesinin eteğine saklanma alışkanlığı… Gülüşüyle evi aydınlatan bir çocuktu. Ama son aylarda sanki o gülüş yavaş yavaş evden çekilip alınmış gibiydi. Murat her gece aynı şeyi söylerdi: —Elif son zamanlarda uyuyamıyor. Banyo onu rahatlatıyor. Bu bizim baba-kız zamanımız. Başta Zeynep’e bu çok doğal ve hatta güzel gelmişti. Birçok evde babalar çocuklarıyla bu kadar yakın olmazdı. Murat’ın iyi bir baba olmaya çalıştığını düşünmüştü. Ama zaman uzamaya başladı. 10 dakika değil. 20 dakika değil. Bazen 1 saat. Bazen daha da uzun. Zeynep kapıya vurduğunda içeriden hep aynı ses gelirdi: —Bitti işte. Her şeye bu kadar panik yapma. Elif dışarı çıktığında gözleri yerde olur, dudakları kurumuş, yüzü solgun olurdu. Havluya kendini sıkıca sarardı. Bir gece Zeynep saçlarını kurutmak için elini uzattığında Elif aniden titremişti. Sadece bir an… Başkası görse önemsemeyeceği kadar kısa bir an. Ama bir annenin gözü hiçbir şeyi kaçırmazdı. O gece yemek sessiz geçti. Murat telefonda iş konuşuyor, Elif ise yemeğini karıştırırken sürekli banyoya bakıyordu; sanki orası karanlık bir kuyuymuş gibi. Uyumadan önce Zeynep onun yanına oturdu. Odada küçük bir gece lambası yanıyordu. Elif kumaş bebeğini göğsüne bastırmıştı. —Elif, babanla banyoda ne yapıyorsunuz, bu kadar uzun sürüyor? Elif hemen gözlerini kaçırdı. —Söyle kızım, annenden saklama. Çocuğun kirpikleri doldu ama sesi çıkmadı. Zeynep’in içi bir anda buz kesti. Elif’in küçük elini tuttu. —Anne kızmaz. Asla kızmaz. Elif’in dudakları titredi. —Babam… banyodaki oyunları kimseye söylemememi söylüyor. Zeynep nefesini tuttu. —Nasıl oyunlar? Elif başını salladı. Gözyaşları yanaklarına düştü. —Söylersem sana kızacağını… ve evi terk edeceğini söylüyor. Zeynep onu kucakladı ama içi paramparça olmuştu. Çocuğun saçlarını okşarken çok alçak bir sesle dedi ki: —Anne asla seni bırakmaz. Asla. O gece Zeynep, Murat’ın yanında yatarken uzun süre gözlerini kapatamadı. Murat derin uykudaydı, nefesi sakindi; sanki hiçbir şey kırılmamış gibiydi. Zeynep’in zihninde ise tek bir cümle çekiç gibi vurup duruyordu: “banyodaki oyunlar.” Sabah kendine “abartıyorum” dedi. “Yanlış anlamış olabilirim.” Ama bir annenin korkusu bazen durmayan bir alarm gibidir. Ertesi gece Murat yine aynı şeyi söyledi: —Hadi Elif, baba seni yıkasın. Elif annesine baktı. O bakış yardım isteyen değil, sanki vedaya hazırlanan bir bakıştı. Zeynep ilk kez hiçbir şey söylemedi. Sadece sessizce bekledi. Üst kattaki banyoya çıkan kapı tam kapanmamıştı, aralık kalmıştı. Zeynep yalın ayak koridora çıktı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki duvarların bile duyacağını sandı. Aralıktan içeri baktı. Ve o an dünyası sessizce, geri dönülmez biçimde parçalandı. Zeynep çığlık atmadı. Belki de onu ayakta tutan tek şey buydu. Geri çekildi, titreyen elleriyle telefonunu aldı, Elif’in küçük çantasını dolaptan çıkardı ve merdivenlerden aşağı indi. Mutfakta anahtarları alırken parmakları o kadar uyuşmuştu ki demet yere düştü. Üst kattan Murat’ın sesi geldi: —Zeynep? Ne oldu? Zeynep bir an dondu. Sonra Elif’in çok hafif bir ağlama sesi duyuldu. İşte o ses onu harekete geçirdi. Arabaya ulaşır ulaşmaz 112’yi aradı. Boğazı kurumuştu ama kelimeler çıktı: —Kocam 5 yaşındaki kızımı istismar ediyor. Lütfen hemen polis gönderin. Polis 7 dakika içinde geldi. Zeynep için o 7 dakika 7 asır gibiydi. Evden uzakta, kapının önünde ağlayarak bekledi. İçeri girmeye cesaret edemedi; Murat’ın Elif’i susturmasından korkuyordu. Polis yukarı çıktığında içeriden bağrışmalar geldi. Murat çığlık atıyordu: —O benim kızım! Sadece yıkıyordum! Ardından Elif’in parçalanmış gibi çıkan çığlığı duyuldu.
- Bir süre sonra bir kadın polis memuru Elif’i havluya ve battaniyeye sarılmış halde dışarı çıkardı. Çocuğun yüzü kül gibiydi. Annesini görür görmez ellerini uzattı. —Anne… Zeynep onu kucakladı ama Elif acıyla kıvrılınca Zeynep’in içi kendi ellerinde kırıldı. Murat kelepçeyle aşağı indirildi. Mahallede insanlar kapılardan izliyordu. Hâlâ aynı şeyi söylüyordu: —Yanlış anladınız! O sırada kadın polis Zeynep’e eğildi ve kısık sesle dedi ki: —Hanımefendi, çocuk şu ana kadar anlattıklarıyla… durum çok ciddi. Devlet hastanesinin beyaz ışıkları altında Zeynep’e gece hiç bitmeyecekmiş gibi geldi. Elif kucağında kıvrılmıştı. Her doktor odaya girdiğinde annesinin eteğini daha sıkı tutuyordu. Zeynep sürekli onun alnını öptü; sanki her öpücükle korkuyu silebilirmiş gibi. Çocuk koruma biriminden bir uzman geldi. Adı Elif’ti. Beyaz önlük giymemişti; renkli bir eşarp takmıştı ve elinde küçük bir oyuncak bebek vardı. Hemen soru sormadı. Önce bebeği sandalyeye oturttu, sonra kâğıda bir güneş çizdi. —Bu güneş ne renk olmalı? Elif uzun süre sonra ilk kez başını kaldırdı. —Sarı. O tek kelimede Zeynep ağlamak istedi ama tutundu. Çünkü o anda kızının ihtiyacı olan şey kırılmış bir anne değil, ayakta duran bir duvardı. Saatler içinde Elif parça parça konuştu. Murat’ın ona bunun “özel bir oyun” olduğunu söylediğini anlattı. Sır saklayan çocukların iyi çocuk olduğunu, söylerse annesinin hasta olacağını, evi terk edeceğini ve kimsenin ona inanmayacağını söylediğini aktardı. Zeynep’in içinde bir şey yandı. Suç Elif’te değildi. Korku Elif’e ait olmamalıydı. Utanç o adama aitti. Elif ayrıca, Zeynep kapıya geldiğinde Murat’ın sesini değiştirdiğini, güldüğünü ve sonra kendisine şöyle dediğini anlattı: —Gördün mü, annen hiçbir şey anlamadı. Söylersen sana inanmaz. Zeynep’in kulaklarında sıcak kurşun akıyordu. Yıllarca çocuklara “konuşun, korkmayın” diye öğretmişti. Ama kendi evinde, kendi çocuğunun sessizliğini geç fark etmişti. Polis evde arama yaptı. Murat’ın telefonu, bilgisayarı incelendi. Eski mesajlar, internet aramaları, kilitli dosyalar ortaya çıkarıldı. İncelemeyi yapan görevliler bile ciddiyetini saklayamadı. Bu bir anda olan bir şey değildi. Bu; güvenin, korkunun ve “baba” olma gücünün yavaş yavaş ördüğü bir tuzaktı. Mahalleye haber hızla yayıldı. Bazıları gerçekten üzgündü, bazıları ise sadece seyretmeye gelmişti. Komşulardan biri Zeynep’e fısıldadı: —Bunu polise kadar götürdünüz mü? Çocuk büyüyünce insanlar ne der? Zeynep ilk kez dışarıdan gelen hiçbir sesi kendi evinin üstüne çıkarmadı. Net bir şekilde cevap verdi: —İnsanların dili değil, kızımın hayatı önemli. O gün kapıyı kapattı. Murat’ın ailesi ağlayarak geldi. Kayınvalide ellerini başına vurdu, kayınpeder titreyen bir sesle dedi ki: —Kızım, aile dağılır. Şikâyeti geri çek. Çocuk küçük, unutur. Zeynep Elif’i arka odaya yatırmıştı. Kapıda durdu. Yüzünde gözyaşı yoktu; sadece külün altında yanan bir ateş vardı. —Çocuk unutsun diye suçu mu sileyim? Yoksa büyükler rahat etsin diye mi? Kayınvalide bağırdı: —Murat öyle biri olamaz! Zeynep sakin ama keskin bir sesle söyledi: —Herkes böyle düşünerek geç kalıyor. O andan sonra hiçbir yalvarış onu geri döndüremedi. Dava açıldı. Çocuk koruma kurulu Elif’in güvenliğini sağladı. Mahkeme süreci hassas yürütüldü. Zeynep’e uzun bir mücadele olacağı, sorular sorulacağı, hatta karakterinin bile yargılanacağı söylendi. Hepsini dinledi. Ama sadece şunu söyledi: —Bir daha asla onun karşısında yalnız kalmayacak. İlk aylar Elif geceleri çığlıkla uyanıyordu. Bazen banyodaki kapının kapalı olmamasını istiyordu. Bazen sabunu görmek bile istemiyordu. Bazen ellerini yıkarken ağlıyordu. Zeynep evin düzenini değiştirdi. Banyo kapısının kilidi bir süre kaldırıldı. Banyo zamanı oyunlara, şarkılara ve açık kapı güvenine dönüştü. Elif’e her şeyde seçim hakkı verildi. —Bu elbiseyi mi giyelim, sarıyı mı? —Saçın bağlı mı olsun, açık mı kalsın? —Masal mı dinleyelim, yoksa sessiz mi uyuyalım? Küçük seçimler, Elif’in kendi bedeni ve sesi üzerinde yeniden kontrol kurmasını sağladı. Okul bilgilendirildi. Müdür Elif için özel bir destek süreci başlattı. Öğretmeni her gün onu kapıya kadar bıraktı. Başta Elif erkek personele yaklaşmak istemiyordu. Kimse zorlamadı. Zaman tanındı. Zeynep birkaç ay işten izin aldı. Akrabalar telefonları kapattı, bazıları ise “ileride evlenmesi zor olur” diyerek akıl verdi. Bunu duyunca Zeynep ilk kez yüksek sesle bağırdı: —Beş yaşındaki bir çocuğun güvenliğinden çok evliliğini düşünen bir toplum değişmeli, çocuk değil! Zamanla bazı insanlar onun yanında durdu. Annesi Ankara’dan geldi. Elif için ev yapımı tatlılar yaptı, geceleri dua okudu ve ona hiçbir zaman soru sormadı. Sadece şunu söyledi: —Güvendesin, bunu unutma. Bir gün Elif büyükannesine sordu: —Bir büyük yanlış yaparsa çocuk mu kötü olur? Büyükanne tabaklarını bıraktı. Gözleri doldu ama sesi güçlüydü: —Hayır kızım. Büyük yanlış yaparsa büyük kötüdür. Çocuk asla kötü olmaz. O gün Elif ilk kez tabağını bitirdi. Soruşturma ilerledi. Mahkemede Murat’ın avukatı, Zeynep’in eşine karşı öfkeyle iftira attığını söyledi. Banka işi, itibar, aile şerefi… Hepsi sanki bir çocuğun acısından daha önemliymiş gibi ortaya döküldü. Zeynep ifade verirken Murat’a hiç bakmadı. Sadece hakime baktı ve dedi ki: —O gece kapı biraz açık olmasaydı, kızım hayatı boyunca kapalı kalacaktı. Elif doğrudan mahkemeye getirilmedi. Uzmanlar onun ifadesini aldı. Tıbbi raporlar, dijital deliller ve danışman raporları gerçeği güçlendirdi. Murat’ın yüzündeki özgüven yavaş yavaş boşaldı. Bazen öfkelendi, bazen ağladı, bazen “yanlış anlama” dedi. Ama artık kimse onun sözlerinin arkasına saklanmadı. Zeynep her duruşmaya gitmedi. Karar gününden önce Elif’i sahil kenarındaki bir parka götürdü. Küçük bir oyuncak tren vardı. Elif önce korktu, sonra annesinin elini tuttu ve bindi. Tren döndü, rüzgâr saçlarını karıştırdı ve uzun zaman sonra Elif hafifçe güldü. O gülüş Zeynep’e kararı anlattı. Adalet sadece ceza değildi. Adalet, çocuğun yeniden gülebilmesiydi. Aylar sonra Murat mahkûm oldu. Mahkeme açıkça söyledi: baba olmak bir hak değil, sorumluluktur; ve bu sorumluluğun ihlali en ağır güven ihlallerinden biridir. Haber geldiğinde Zeynep balkonda oturuyordu. Telefon elindeydi. Gözlerini kapattı ama zafer hissetmedi. Sadece ağır bir taş yerinden biraz kalktı. Elif’e babasının cezaevine gittiğini söylemedi. Sadece dedi ki: —Artık o evimize gelmeyecek. Elif sordu: —Hiç mi? —Hiç. Çocuk derin bir nefes aldı; yıllardır içinde sıkışmış hava ilk kez çıktı. Zaman yarayı silmedi ama etrafında yeni bir deri büyüttü. Elif yeniden resim yapmaya başladı. İlk çizimlerinde evlerin kapısı yoktu. Sonra pencereler çizdi. Sonra güneş. Bir gün kendini ve annesini balkonda çizdi; aralarında fesleğen saksısı vardı, üstte büyük sarı bir güneş. Danışman bunu görünce Zeynep’e dedi: —Bu çok önemli. Güvenli bir alanı hayal edebiliyor. Zeynep resmi buzdolabına astı. Yaklaşık bir yıl sonra, yağmurlu bir yaz akşamıydı. Elif banyoya girerken kendi dedi: —Anne, köpüklü banyo yapalım. Zeynep bir an durdu. Hızla ılık su hazırladı, bebek şampuanı ekledi, plastik ördekleri koydu. Kapı açık kaldı. Zeynep yanında oturdu. Elif önce sessizdi, sonra ördeği suya batırıp çıkarınca hafifçe güldü. Bir süre sonra annesine baktı: —Anne… artık korku öyle değil. Zeynep’in boğazı doldu: —Öyle mi? Elif başını salladı: —Artık bu benim banyom. Zeynep yüzünü çevirdi ki gözyaşlarını görmesin. O gözyaşları acıdan değil, uzun bir tünelin sonunda çocuğun ilk kez kendine geri dönüşündendi. O gece Elif erken uyudu. Eli annesinin parmağında gevşemişti. Zeynep uzun süre yanında oturdu. Gece lambası yanıyordu ama artık ışık korku değil, koruma gibi hissediliyordu. Zeynep şunu anladı: En korkunç şey gördüğü sahne değildi. En korkunç şey, sessizliğin sevgi gibi öğretilmesiydi. Ama artık o sessizlik kırılmıştı.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Özgür Özel Gemileri yaktı
-
CHP Bu istifayı Nasıl aşacaklar
-
Yeni gelin, üvey kızının tabağında gizlenen korkuyu fark etti; küçük çocuk her gece titreyerek “Anne, aç değilim” diyordu.
-
Kimse sana inanmaz’: bir öğretmenin küçük bir kıza söylediği iddia edilen tehdit
-
Üvey anne, eski askerî törende kızını alaycı sözlerle en arka sıraya oturtmuştu
-
Beş yaşındaki bir kız çocuğu banyodan titreyerek çıktığında, anne kapı aralığından gerçeği gördü


