DOLAR
Alış: 44.82
Satış: 45.00
EURO
Alış: 52.41
Satış: 52.62
GBP
Alış: 60.32
Satış: 60.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.04.2026
121 Görüntüleme
En yakın arkadaşım öldüğünde 2 yaşındaki oğlunu evlat edindim
- En yakın arkadaşım öldüğünde 2 yaşındaki oğlunu evlat edindim; 12 yıl sonra karımın gösterdiği o gizemli eşya ile hayatımın en büyük şokunu yaşadım.. Yetimhanede büyüdüm ve bu hayatta gerçekten yanımda olan tek kişi can dostum Nihal’di. Birbirimize kardeş gibi tutunmuştuk. Ancak 12 yıl önce dünyam başıma yıkıldı; Nihal bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş, iki yaşındaki oğlu Kerem ise mucizevi bir şekilde sağ kurtulmuştu. Kerem’in kimsesi yoktu, babasının ise o daha doğmadan öldüğünü biliyordum. O gün o minik eli tuttuğumda ne yapmam gerektiğini biliyordum: Kerem’i evlat edindim. Kerem artık 14 yaşındaydı ve benim tüm dünyamdı. Bir yıl önce hayatıma giren Hande ile evlendik; Kerem onu hemen sevdi, evimiz sonunda tam bir yuva gibi hissettiriyordu. Bir gece iş yorgunluğuyla erkenden uyuyakalmıştım. Gece yarısına doğru Hande’nin beni sertçe sarstığını hissettim. Gözlerimi açtığımda Hande bembeyaz bir yüzle, saçları alnına yapışmış halde başucumda duruyordu. Elleri zangır zangır titriyordu. “Mert, uyan! Hemen uyanman lazım!” diye fısıldadı. Kalbim küt küt atmaya başladı. Neler olduğunu sorduğumda sesi titreyerek cevap verdi: “Kerem’in senden sakladığı o korkunç şeyi buldum! Bu artık böyle devam edemez!” Bana Kerem’in yıllardır herkesten gizlediği o şeyi gösterdiğinde nutkum tutuldu. Onca yıl kurduğum o huzurlu dünya bir saniyede başıma yıkılmak üzereydi. Peki, evladım dediğim Kerem’in odasındaki o gizli bölmede sakladığı ve tüm geçmişimizi kökünden sarsacak olan o dehşet verici gerçek neydi? Hande’nin elinde tuttuğu şey, eski, yıpranmış bir ayakkabı kutusuydu. Kutunun kapağını açtığında içinden bir deste mektup ve profesyonelce çekilmiş, her biri uzaktan çekildiği belli olan fotoğraflar döküldü. Fotoğraflara baktığımda nefesim boğazıma tıkandı. Bu fotoğraflarda biz vardık. Ben, Hande ve Kerem… Geçen hafta gittiğimiz piknikte, Kerem’in okul çıkışında, hatta evimizin bahçesinde akşam yemeği yerken çekilmiş onlarca kare. Ama bizi korkutan fotoğraflar değildi. Hande mektuplardan birini elime tutuşturdu. Mektup, Kerem’in el yazısıyla değil, sert ve köşeli bir karakterle yazılmıştı. “Oğlum Kerem, az kaldı. O adamın (Mert’in) seni benden çaldığı günler sona eriyor. Annen Nihal beni öldü bildi ama ben ölmedim. Mert seni benden sakladı, seni kendi oğluymuş gibi büyüterek benden intikam aldı. Yakında yanına geleceğim ve seni o sahte yuvadan kurtaracağım. Sabret.” Okuduklarım karşısında beynim zonklamaya başladı. Nihal bana babasının hamileyken öldüğünü söylemişti. Biz yetimhanede büyürken birbirimizden hiçbir şey saklamazdık. Eğer bir baba varsa, Nihal neden yalan söylemişti? Ve bu adam, benim onu çaldığımı nasıl iddia edebilirdi? “Mert, bu sadece bir mektup değil,” dedi Hande fısıltıyla. “Kutunun dibine bak.” Kutunun en altında küçük bir dijital ses kayıt cihazı vardı. Cihazı çalıştırdığımda, Kerem’in sesi duyuldu. Görünüşe göre Kerem bu adamla gizlice buluşmuştu ve bu kayıtları nedenini bilmediğim bir şekilde saklamıştı..
- Kayıtta Kerem’in sesi titriyordu: “Neden annem senin öldüğünü söyledi? Mert amcam bana hep babanın çok iyi bir adam olduğunu ama erken gittiğini anlattı. Sen şimdi gelip onun bir yalancı olduğunu söylüyorsun…” Ardından yabancı bir adamın, boğuk ve tehditkar sesi duyuldu: “Mert amcan sandığın o adam, annenin kazasından sorumlu olan kişi olabilir Kerem. O gece o arabayı kimin sıkıştırdığını sanıyorsun? Seni alıp kahraman olmak için her şeyi o planladı. Şimdi benimle geleceksin, adaleti biz sağlayacağız.” Duyduklarım karşısında dünyam tersine döndü. Ben Nihal için canımı verirdim. O kaza gecesi hastaneye ulaştığımda Kerem’e sarılıp saatlerce ağlamıştım. Şimdi biri benim en kutsal varlığıma, oğluma, benim bir katil olduğumu söylüyordu. Daha da kötüsü, Kerem buna inanıyor gibiydi. “Kerem nerede?” diye bağırdım, odasına doğru fırlarken. Odasına girdiğimde yatağı boştu. Pencere ardına kadar açıktı. Gece rüzgarı perdeleri dövüyordu. O an anladım; Kerem gitmişti. O adamın peşinden, kendi sonuna doğru yürümüştü. Hande ile hemen polise haber verdik ama elimizdeki mektuplar ve ses kayıtları o kadar karmaşıktı ki, polisin harekete geçmesi zaman alacaktı. Oturup bekleyemezdim. Fotoğrafların çekildiği açıları inceledim. Bir tanesi evimizin karşısındaki eski metruk binanın çatı katından çekilmişti. Hiç düşünmeden evden fırladım. O binaya ulaştığımda karanlık koridorlarda Kerem’in ismini haykırıyordum. En üst kata çıktığımda, bir odadan cılız bir ışık sızdığını gördüm. Kapıyı tekmemle açtığımda gördüğüm manzara karşısında dizlerimin bağı çözüldü. Kerem, sandalyeye bağlanmış, ağzı bantlanmış haldeydi. Karşısında duran adam ise fotoğraflardan tanıdığım o yabancıydı. Ama yakından bakınca fark ettim; bu adam Nihal’in yıllar önce bahsettiği, onu saplantılı bir şekilde takip eden ve polise şikayet ettiği o tehlikeli eski sevgilisiydi. Kerem’in babası falan değildi. Sadece bir intikam peşindeydi. “Mert…” dedi adam, elindeki bıçağı Kerem’in boğazına yaklaştırırken. “Nihal’i benden aldın. Onu o kazaya sen sürükledin çünkü onu benden kaçırmaya çalışıyordun. Şimdi sıra senin ‘oğlunda’.” “O senin oğlun değil!” diye bağırdım. “Nihal senden nefret ediyordu! Kerem’in babası vefat etti, sen sadece bir canavarsın!” O an yaşanan arbedeyi hatırlamak bile istemiyorum. Adamın üzerime atılması, Kerem’in sandalyeyle birlikte devrilmesi ve boğuşma sesleri… Yetimhanede hayatta kalmayı öğrenmiştim ama sevdiklerimi korumak için savaşmayı Kerem’le öğrenmiştim. Adamı etkisiz hale getirdiğimde polisler içeri giriyordu. Kerem’in ağzındaki bandı çözdüğümde, hıçkırarak boynuma sarıldı. “Özür dilerim baba… Çok özür dilerim. Bana öyle şeyler anlattı ki, bir an için sana inanmadığım için kendimden nefret ediyorum,” dedi. Onu göğsüme bastırdım. On iki yıl önce Nihal’in elini tutarken verdiğim sözü tutmuştum. Onu korumuştum. Eve döndüğümüzde Hande bizi kapıda gözyaşları içinde karşıladı. O gece üçümüz de salonda birbirimize sarılarak uyuduk. Kerem o kutuyu ve içindeki her şeyi bahçede yaktı. Küller rüzgarda savrulurken, Nihal’in bizi bir yerlerden izleyip gülümsediğini biliyordum. Artık aramızda hiçbir sır, hiçbir şüphe kalmamıştı. Biz sadece kağıt üzerinde değil, ruhumuzun en derin yerinde birbirine bağlı gerçek bir aileydik. Ve hiçbir yalan, hiçbir karanlık geçmiş bu bağı koparmaya yetmeyecekti.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


