Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 3.06.2026 31 Görüntüleme

Düğünün ertesi sabahı, kayınvalide elinde bastonla gelini uyandırmaya geldi.

1 / 2

BÖLÜM 1

Sabah saat 11’i gösteriyordu. Kayınvalide, yeni gelinini tembel diye uyandırmaya gittiğinde yorganı çekti ve beyaz çarşafın üzerinde yayılan kırmızı lekeyi gördüğü an, öfkesi aynı anda yerini dehşete bıraktı.

İstanbul’un Fatih semtindeki Yılmaz ailesinin köşkünde, bir gece önce hâlâ kına gecesinin ezgileri, davul-zurna sesleri, misafirlerin kahkahaları ve akrabaların gürültüsü yankılanıyordu. Ailenin tek oğlu Emre, Elif’le evlenmişti. Evin tüm düzeni Fatma Hanım’ın elindeydi. Kınadan düğüne, misafir ağırlamadan mutfağın düzenine kadar her kararı o vermişti.

Elif, Ankara’dan gelen orta sınıf, sakin ve eğitimli bir kızdı. Babasını üç yıl önce kaybetmişti. Annesi Zeynep, dikiş dikerek onu büyütmüş ve iyi bir evlilik yapmasını hayal etmişti. Düğünden önce Elif, Emre’ye son günlerde kendini çok yorgun hissettiğini, karnında ağrı ve baş dönmesi olduğunu söylemişti. Emre ise saçlarını okşayarak “Düğün stresi, iki gün dinlen geçer” demişti.

Ama o evde “dinlenmek” gelin için yok gibiydi.

Düğün gecesi gece yarısını çoktan geçmişti. Ağır gelinliği, altın bilezikleri ve başörtüsüyle Elif zor da olsa gülümsüyordu. Herkes “Ne kadar uyumlu bir gelin” diyordu.

Ama kimse merdiven çıkarken elini karnına götürdüğünü fark etmedi. Kimse yüzündeki solgunluğun mutluluktan mı yoksa hastalıktan mı olduğunu sormadı.

Sabah 5’te Fatma Hanım yine kalkmıştı. Avluda düğün sonrası tabaklar, koridorda solmuş çiçekler, mutfakta dağ gibi bulaşıklar vardı. Hepsini toplarken kendi kendine söylendi:

“Bu zamanın kızları süslenip geliyor, ev düzeni bilmiyor…”

Saat 10:45 olduğunda üst kattan ses gelmeyince kaşlarını çattı.

“Elif! Kalk artık! Mutfakta iş var!”

Cevap yoktu.

“Bu evde öğlene kadar uyunmaz!”

Yine sessizlik.

Fatma Hanım mutfaktan kalın tahta bir sopa aldı. Eskiden kapı sıkışınca kullanırdı. Sert adımlarla merdivenleri çıktı. Aklında kendi gelinlik günleri vardı—kayınvalidesinin onu sabahın köründe kaldırıp iş yaptırdığı zamanlar… O günden beri gelinin ancak çalışarak saygı kazanacağına inanmıştı.

Kapıyı çalmadan açtı.

Oda loştu. Emre içeride yoktu. Yatakta Elif yorganın altında hareketsiz yatıyordu.

“Prenses olmuşsun sen de… uyumaya mı geldin!”

Yorganı sertçe çekti.

Ve elleri boşluğa düştü.

Beyaz çarşaf kırmızıya bulanmıştı. Elif’in yüzü solgun, dudakları kuru, alnı soğuktu. Nefesi o kadar zayıftı ki oda bile durmuş gibiydi.

Sopa elinden düştü.

“Allah’ım… ne oldu burada?”

Titreyen elleriyle Elif’in yüzüne dokundu.

“Elif! Gözünü aç!”

Ama cevap yoktu.

Komodinin üzerinde ilaç kutuları açıktı. Bazı haplar eksikti, bazıları yarım kırılmıştı. Su bardağı devrilmişti; gece birinin panikle bir şey aradığı belliydi.

Fatma Hanım çığlık attı:

“Emre! Yukarı çık!”

Emre aşağıda işlerle uğraşıyordu. Koşarak geldi. Odaya girer girmez gözleri çarşafa takıldı.

“Anne… siz ne yaptınız?”

Bu söz, Fatma Hanım’ın göğsüne taş gibi oturdu.

“Ben sadece uyandıracaktım… uyuyor sandım…”

Emre hiç vakit kaybetmeden Elif’i kucağına aldı. O kadar hafifti ki sanki hayatı çekiliyordu.

Sokakta ambulans sesi yankılanınca komşular kapılara çıktı.

“Yeni gelin değil mi?”
“Kayınvalide çok sert derlerdi…”
“Daha bir gün bile olmadı…”

Fatma Hanım hepsini duydu ama artık en çok kendi iç sesi onu korkutuyordu.

BÖLÜM 2

Hastaneye vardıklarında Elif hemen acil servise alındı. Emre, üzeri kan lekeli kıyafetiyle duvara yaslanmıştı.

Fatma Hanım elindeki tesbihi sıkarak sürekli aynı şeyi söylüyordu:

“Ben bilerek yapmadım… ben nasıl bilebilirdim…”

Emre ilk kez annesine öfkeyle baktı.

“Gece karın ağrısı var demişti.”

Fatma Hanım başını kaldırdı.

“Doktora neden götürmedin?”

Emre’nin gözleri doldu.

“Sabah bakarız dedim… ev işi var dedik…”

Sessizlik aralarına duvar gibi girdi.

Bir süre sonra doktor çıktı.

“Hasta yakını kim?”

“Benim.”

“Çok fazla kan kaybı var. Durumu kritikti ama müdahale ettik.”

Emre nefessiz kaldı.

“O iyi olacak mı?”

Doktor ağır bir nefes aldı.

“Eşiniz hamile.”

Emre dondu.

“Ne?”

“Gebelik riskli. Önümüzdeki saatler kritik.”

Fatma Hanım bir sandalyeye çöktü. Elif’in günlerdir karnını tuttuğu anlar gözünün önüne geldi.

Doktor devam etti:

“Tıbbi geçmişinde iki düşük var. Bu gebelik yüksek riskliydi. Dinlenme, kontrol ve ağır işten uzak durması gerekiyordu.”

Emre başını ellerinin arasına aldı.

“Ben nasıl bir eşim…”

Fatma Hanım’ın kulaklarında kendi sözleri yankılandı:

“Gelin, mutfağa geç.”

“Misafire çay yap.”

“Bu evde hasta olunmaz.”

Bir süre sonra Elif gözlerini açtı. Çok zayıftı.

“Susarsam… her şey düzelir sandım…”

Fatma Hanım dizlerinin üzerine çöktü ve ağladı.

Ama ertesi sabah doktor Emre’yi yanına çağırdı.

“Testlerde gebelik için tehlikeli bir ilaç etkisi görüldü. Bu ilaç evden verilmiş olabilir.”

Emre’nin içi buz kesti.

“Kimin verdiğini biliyor musunuz?”

Doktor cevap vermedi.

Emre geri döndü.

Koridorun sonunda Fatma Hanım başı eğik duruyordu.

Ve o an Emre, gerçeğin henüz bitmediğini anladı.

BÖLÜM 3

Emre yavaşça annesi Fatma Hanım’a doğru yürüdü. Adımlarında bağırmaya yetmeyen bir öfke değil, insanı içten içe çökerten bir kırılma vardı.

—Anne… Elif’e ne verdin?

Fatma Hanım’ın gözleri kıpkırmızıydı. Gece boyunca ağlamaktan yüzü yorgun düşmüştü.

—Ben… sadece birkaç hap verdim.

—Hangi haplar?

—Komşu Misra Hanım verdi. Kadınların halsizliğine iyi geliyormuş dedi. Vitaminmiş, hormonmuş… Düğün işi ağırdır diye düşündüm. Elif de sürekli başım dönüyor diyordu. Biraz güçlensin, evi toparlasın istedim.

Emre duvara yumruğunu vurdu.

—Doktora sormadan mı verdin?

—Hamile olduğunu bilmiyordum.

—Ama hasta olduğunu biliyordun!

Fatma Hanım’ın sesi titredi.

—Genç kızlar çabuk yoruluyor sandım… Biraz sertlik gerekir diye düşündüm.

—Sertlik mi? Anne, o ölebilirdi.

O kelime koridorun havasını kesti.

Tam o sırada arkadan sert bir ses duyuldu:

—Ve ölseydi ne diyecektin? Gelin zayıftı mı?

Zeynep Hanım oradaydı. Üzerinde aceleyle giyilmiş sade bir elbise, gözlerinde uykusuzluk değil sadece öfke ve acı vardı. Gece boyunca Ankara’dan İstanbul’a otobüsle gelmişti. Elinde Elif’in eski sağlık dosyası vardı.

—Kızım çok şey atlattı Fatma Hanım. Daha önce iki kez düşük yaptı. Her seferinde kendini suçladı. Bu kez yeni bir hayat umuyordu. Ama siz onu insan yerine koymadınız.

Fatma Hanım başını eğdi.

—Ben hata yaptım…

Zeynep Hanım’ın sesi titremedi:

Resim
1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp