DOLAR
Alış: 45.83
Satış: 46.02
EURO
Alış: 53.23
Satış: 53.45
GBP
Alış: 61.54
Satış: 62.00
Üvey Babam Ben Okuyabileyim Diye Herşeyini Feda Etti
- ÜVEY BABAM BEN OKUYABİLEYİM DİYE KANINI SATTI. YILLAR SONRA AYDA 100 BİN LİRADAN FAZLA KAZANIRKEN BENDEN YARDIM İSTEMEYE GELDİ… VE BEN ONA: “SANA BİR KURUŞ BİLE VERMEYECEĞİM” DEDİM. Ramazan Amca benim öz babam değildi. Ama beni terk etmeyen tek insandı. Annem ben on yaşındayken hayatını kaybetti. Biyolojik babam ise yüzünü bile hatırlayamayacağım kadar erken kayboldu. Akrabalarımın hepsi aynı şeyi söyledi: — Yazık çocuğa… Ama bizim ona bakacak gücümüz yok. Sadece annemi yıllarca sessizce sevmiş olan Ramazan Amca elini kaldırdı. — Çocuk benimle gelecek. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, Haliç’e yakın eski bir gecekonduda yaşıyorduk. O, gündüzleri hamallık yapıyor, akşamları bisiklet tamir ediyor, bazen de eski motosikletiyle kurye işi yapıyordu. Buna rağmen okula her zaman temiz bir üniformayla gitmemi sağlardı. Bir gün üniversite hazırlık kursu için paraya ihtiyacım oldu. Cebinden buruşturulmuş banknotlar çıkarıp bana uzattı. — Al oğlum. — Bu parayı nereden buldun? Başını kaşıdı, utanarak gülümsedi. — Kan verdim. Önemli değil. O gece yastığıma yüzümü gömüp sessizce ağladım. Kendi soyadını bile taşımayan bir çocuk için kim kanını satar? O yaptı. Hem de bir kez değil. Defalarca. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birine kabul edildiğim gün, beni sanki dünyayı kazanmışım gibi kucakladı. — Oku oğlum. Bu hayattan kurtul. Ben sonsuza kadar yanında olamayacağım. Bir gün ona her şeyin karşılığını vereceğime söz verdim. Ama İstanbul’da büyük bir teknoloji şirketinde çalışmaya başlayıp iyi para kazandığımda, o hiçbir yardımımı kabul etmedi. — Paran sende kalsın — derdi. — Bir baba oğluna yaptıklarının hesabını çıkarmaz. Aradan on yıl geçti. Artık ayda 100 bin liradan fazla kazanıyordum. Güzel bir rezidans dairesi. Yeni bir araba. Pahalı saatler. Ama o hâlâ aynı mahallede, eski gömlekleri ve yıpranmış ayakkabılarıyla yaşamaya devam ediyordu. Bir gün evime geldi. Zayıflamıştı. Yaşlanmıştı. Elleri titriyordu. Koltuk takımının kenarına ilişti; sanki dokunsa kirletecekmiş gibi çekingen duruyordu. — Oğlum… Senden bir şey isteyeceğim. Kalbim sıkıştı. — Söyle baba. Gözlerini yere indirdi. — Doktor ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Yaklaşık iki yüz bin lira tutuyormuş. Çok para olduğunu biliyorum. Bana borç verir misin? Yavaş yavaş öderim. Gerekirse sokakta simit satarım. Ona baktım. Benim için kanını veren o adama. Ben yeni kitaplar alayım diye kendisi kuru ekmek yiyen o adama. Bana bir kez bile “hayır” demeyen o adama. Derin bir nefes aldım ve hayatımın en acımasız cümlesini söyledim: — Yapamam. Sana bir kuruş bile vermeyeceğim. Ramazan Amca donup kaldı. Gözleri doldu. Ama itiraz etmedi. Sadece yavaşça başını salladı. — Anlıyorum oğlum. Seni rahatsız ettiğim için kusura bakma. Ayağa kalktı. Eski şapkasını aldı. Ve kapıya doğru yürüdü. Ben onu durdurmadım. Kapı kapandıktan sonra eşim bana dehşet içinde baktı. — Bunu ona nasıl yapabildin? Cevap vermedim. Arabanın anahtarlarını alıp otoparka indim ve Ramazan Amca’yı uzaktan takip etmeye başladım. Otobüs durağına gitmedi. Hastaneye de gitmedi. Mahallenin küçük camisinin avlusuna yürüdü. Bir banka oturdu. Yüzünü ellerinin arasına alıp sessizce ağlamaya başladı. İşte o an, üç aydır sakladığım zarfı çıkardım. İçinde ameliyat masraflarının tamamen ödendiğine dair belge vardı. Kendi adına düzenlenmiş yeni bir evin tapusu vardı. Ve yıllardır okumaya cesaret edemediğim bir evrak vardı. Çünkü ilk satırında şunlar yazıyordu: “DNA Testi Sonucu: Ramazan Hernández, Yusuf’un üvey babası değildir… O, onun…”
- Bölüm 2 “…O, onun öz babasıdır.” Dizlerimin bağı çözüldü. Belge elimden kayıp yere düştü. Aylar önce, Ramazan Amca hastalandığında doktorlar bazı genetik testler istemişti. Hastanede işlemleri ben takip ederken tesadüfen eski kayıtlar ortaya çıkmıştı. Önce bir hata olduğunu düşündüm. Sonra ikinci test yapıldı. Ardından üçüncü. Sonuç hiç değişmedi. Ramazan Amca benim üvey babam değildi. O benim öz babamdı. Annem gençken onu sevmişti. Ama aile baskısıyla başka biriyle evlendirilmişti. Yıllarca bana biyolojik babam diye tanıtılan adam aslında babam değildi. Gerçek babam, annemi kaybettiğinde hiçbir şey söylemeden geri dönmüş ve beni büyütmüştü. Ne hakkını istemişti. Ne gerçeği anlatmıştı. Ne de kendisini baba diye kabul ettirmeye çalışmıştı. Sadece yanımda olmuştu. Çünkü beni seviyordu. Camideki bankta oturup ağlayan yaşlı adama baktım. Bir anda çocukluğumdaki bütün anılar gözümün önünden geçti. Kış gecelerinde üzerime örttüğü battaniye. Hasta olduğumda sabaha kadar başımda bekleyişi. Üniversiteye giderken otobüsün arkasından el sallayışı. Ve kan verip bana aldığı kitaplar… O an kalbimde bir şey kırıldı. Arabadan fırladım. Koşmaya başladım. — Baba! Ramazan Amca başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızıydı. Beni görünce hemen gözyaşlarını silmeye çalıştı. — Oğlum, merak etme. Seni bir daha rahatsız etmeyeceğim. Sözlerini bitiremedi. Çünkü ona sarılmıştım. Çocuk gibi. Yıllarca içimde tuttuğum bütün duygularla. — Affet beni baba… Omuzlarım sarsılarak ağlıyordum. — Affet beni… Şaşkınlıkla bana baktı. — Neyi affedeceğim oğlum? Titreyen ellerimle zarfı uzattım. Önce ameliyat evraklarını gördü. Sonra tapuyu. Sonra DNA raporunu. Yüzündeki renk bir anda değişti. Ellerinin titremesi arttı. Belgeyi tekrar tekrar okudu. Sonunda dudakları titredi. — Demek öğrendin… Sesinde yılların yorgunluğu vardı. — Neden söylemedin bana? Başını eğdi. — Çünkü seni kaybetmekten korktum. Bir insanın gözleri aynı anda hem bu kadar mutlu hem de bu kadar üzgün olabilir miydi? — Eğer gerçeği öğrenirsen bana kızarsın sandım. — Ben sana nasıl kızabilirim? Dizlerinin önüne çöktüm. — Bana hayatımı verdin. Ramazan Amca ilk kez hıçkırarak ağladı. Yetmiş yaşındaki bir adam. Yıllarca herkese güçlü görünmeye çalışan bir adam. Ve o gün, ilk kez oğlunun kollarında ağladı. Ameliyat başarılı geçti. Doktorlar birkaç ay sonra tamamen iyileşeceğini söylediler. Yeni evine taşındığı gün bütün mahalle geldi. Komşular. Eski arkadaşları. Beni çocukken tanıyan insanlar. Herkes aynı şeyi söylüyordu: — Ramazan bunu hak etti. Ama asıl sürpriz o gün yaşandı. Bahçede kurulan uzun sofranın başında ayağa kalktım. Elimde mikrofon vardı. Ramazan Amca şaşkınlıkla bana bakıyordu. — Hayatım boyunca sana teşekkür etmeye çalıştım ama hiçbir zaman doğru kelimeleri bulamadım. Sessizlik çöktü. — Bugün buldum. Cebimden bir belge çıkardım. Noter evrakı. — Bundan sonra soyadım değişiyor. Ramazan Amca’nın gözleri büyüdü. — Artık ben Yusuf Yılmaz değilim. Sesim titriyordu. — Ben Yusuf Ramazan Demir’im. Çünkü dünyada taşıyacağım tek soyadı, bana hayat veren adamın soyadıdır. Bahçede ağlamayan kimse kalmadı. Ramazan Amca ayağa kalktı. Bana doğru yürüdü. Ve yıllar önce üniversiteyi kazandığım günkü gibi bana sarıldı. — Sen zaten hep benim oğlumdun. Aradan üç yıl geçti. Bir sonbahar sabahı, evinin verandasında birlikte çay içiyorduk. Torunlarım bahçede oynuyordu. Ramazan Amca onları izleyip gülümsüyordu. Yüzünde huzur vardı. Birden bana döndü. — Oğlum. — Efendim baba? — Artık gözüm arkada kalmayacak. O gün öğleden sonra, sevdiği koltuğunda sessizce uykuya daldı. Ve bir daha uyanmadı. Yüzünde bir tebessüm vardı. Sanki sonunda bütün yüklerinden kurtulmuştu. Cenazesinde binlerce insan vardı. Ama beni en çok etkileyen şey mezar taşındaki yazı oldu. Onu ben seçmiştim: “Kan bağı insanı baba yapmaz. Fedakârlık, sevgi ve emek yapar. Burada gerçek bir baba yatıyor.” O gün mezarının başında ağlamadım. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra gitmezler. Bir çocuğun karakterinde, bir ailenin sevgisinde, ve geride bıraktıkları iyiliklerde yaşamaya devam ederler. Ramazan Amca da öyle yaptı. Bana kanını verdi. Hayatını verdi. Ve sonunda bana, bir insanın bırakabileceği en büyük mirası bıraktı: Nasıl baba olunacağını.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Kılıçdaroğlu’nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez
-
Bayraktar Çifttinin Kızı Oldu
-
Tarım ve Orman Bakanlığının Yayınladıgı Liste
-
Üvey Babam Ben Okuyabileyim Diye Herşeyini Feda Etti
-
Düğünün ertesi sabahı, kayınvalide elinde bastonla gelini uyandırmaya geldi.
-
Yorgun bir baba akşam saat 8’de eve döndü; komşu kadın ona, “Kızınızın çığlıkları evden geliyor” dedi


