DOLAR
Alış: 44.77
Satış: 44.95
EURO
Alış: 52.68
Satış: 52.89
GBP
Alış: 60.39
Satış: 60.84
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
21.04.2026
33 Görüntüleme
15 Yıl önce sırlara karışan oğlumu tesadüfen canlı yayında gördüm.
- 10 yaşındaki oğlum Mert’in okula gidip bir daha dönmediği o günü unutmam mümkün değil. Ne ertesi gün geldi, ne de aradan geçen 15 koca yılın ardından. Polis hiçbir iz bulamadı. Çevredeki tüm şehirlere gittim ama kimse Mert’i görmemişti. Kocam gözyaşları içinde, “Elif, lütfen artık kabullen, bırak oğlumuz huzur bulsun,” diye yalvarsa da ben pes etmedim. Onun yaşadığını hep biliyordum. O gece sosyal medyada öylesine gezinirken bir canlı yayına denk geldim. Ekrandaki genç adam canımı yakacak kadar BENİM OĞLUMA benziyordu! Mert’in büyümüş halinin tıpatıp aynısıydı. “Arkadaşlar,” dedi genç adam gülerek, “Rüyalarıma sürekli giren ama kim olduğunu bilmediğim bir kadını çiziyorum.” Ve o kağıdı kameraya doğru kaldırdı. Çizdiği kişi KESİNLİKLE BENDİM. Hem de tam 15 yıl önceki, Mert’in beni son gördüğü ve hatırladığı o genç halim! Hiç şüphe yoktu. “Uyan! Çabuk uyan!” diyerek çığlıklar atıp kocamı uyandırdım. Önce aklımı kaçırdığımı sandı ama çizimi ve genci gördüğünde o da şoka girdi. Delicesine bir cesaretle gencin hesabına, “Yayında beni çizdin. Sanırım tanışıyoruz, lütfen buluşalım,” yazdım. Engellemesinden korktuğum için annesi olduğumu söyleyemedim. Cevap gelene kadar gözümü bile kırpmadım. Sonunda adresi gönderdi; evimizden yüzlerce kilometre uzakta, bambaşka bir şehirdeydi. Aynı gün kalkan ilk uçağa atladık. Umut ve heyecandan aklımı kaçırmak üzereydim. Arabayla evinin önüne yanaştığımız an fırlayıp kapıyı çaldım. Kapı açıldığında, “Neler oluyor burada?” diye sordum. Ancak o saniyede, HAYATTA BEKLEYECEĞİM EN SON ŞEYLE KARŞILAŞTIM! Yıllardır aradığım oğlumun kapısında karşılaştığım ve bütün dünyamı altüst eden o akılalmaz ve tüyler ürpertici gizem neydi? Kapının kolu yavaşça aşağı indi ve ahşap kapı gıcırtıyla aralandı. Karşımda, ekranda gördüğüm o genç adam duruyordu. Ela gözleri, hafif dalgalı saçları, sol yanağındaki o tanıdık küçük gamzesi… O kadar uzun boylu ve yapılıydı ki, 10 yaşındaki o küçük çocuğun böyle bir adama dönüştüğüne inanmak beynimi zorluyordu. Ama anne yüreği yanılmazdı; kokusu bile aynıydı. Bana şaşkınlıkla, biraz da çekinerek baktı. “Siz… Bana mesaj atan kişi olmalısınız,” dedi. Sesi kalındı ama vurguları tıpkı kocamınkilere benziyordu. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken titreyen ellerimi ona doğru uzattım. “Mert…” diye fısıldadım. “Oğlum… Anneciğim, seni buldum.” Genç adamın yüzündeki şaşkınlık yerini derin bir kafa karışıklığına bıraktı. Geriye doğru bir adım atarak, “Hanımefendi, sanırım bir yanlış anlaşılma var. Benim adım Mert değil, adım Burak,” dedi. “İçeri buyurun isterseniz, annemle babam evde.” “Annenle baban mı?” diye tekrarladı kocam arkamdan, sesi öfke ve korkuyla titriyordu. İşte tam o an, evin içinden, koridorun sonundaki odadan tok bir erkek sesi duyuldu: “Kim gelmiş oğlum?” Koridorda beliren o silüeti, o yüzü, o yürüyüşü gördüğüm an nefesim tamamen kesildi. Dizlerimin bağı çözüldü ve kocam kollarımdan tutmasa oracıkta yere yığılacaktım. Karşımdaki adamı tanıyordum. Hem de çok iyi tanıyordum! Bu adam, 15 yıl önce oğlumuz kaybolduğunda dosyamıza bakan, haftalarca evimizden çıkmayan, benimle birlikte gözyaşı döken ve aylar sonra bana bakarak, “Üzgünüm Elif Hanım, dosya kapandı, hiçbir iz yok” diyen Başkomiser Kemal’in ta kendisiydi! Kemal bizi kapıda gördüğü an yüzündeki bütün kan çekildi. Elindeki kahve fincanı büyük bir gürültüyle parke zemine düşüp paramparça oldu. “Kemal?” diye bağırdı kocam, sesi tüm mahallede yankılanmıştı. “Senin… Senin ne işin var burada? Mert neden senin evinde?!” Mert, ya da onun bildiği adıyla Burak, panik içinde ikimizin ve Kemal’in arasında gidip gelen bakışlarla kalakalmıştı. “Baba? Ne oluyor? Bu insanlar kim?” diye sordu. Kemal’in gözleri dolmuştu. Omuzları çöktü, yıllardır taşıdığı o devasa, iğrenç sırrın yükü nihayet omuzlarından yere dökülmüş gibiydi. Titreyen ellerini havaya kaldırıp, “İçeri geçin… Lütfen,” diyebildi boğuk bir sesle. “Her şeyi anlatacağım.” Yıllar Sonra Gelen İtiraf Salondaki kanepeye oturduğumuzda benim gözlerim bir saniye bile Mert’ten ayrılmıyordu. O ise korkuyla elindeki çizim defterini sıkıyordu. Kemal, başı önde, adeta bir mahkum gibi karşımızdaki tekli koltuğa ilişti. Eşi ortalarda yoktu. “Mert’i ben kaçırmadım,” diye başladı sözlerine, sesi suçlulukla titriyordu. “Yemin ederim Elif. O gün, Mert okuldan çıkıp eve dönerken peşine takılan bir sokak köpeğinden korkup ormanlık alana doğru koşmuş. Orada uçurumdan yuvarlanıp başını çok sert bir kayaya çarpmış.” Gözyaşları içinde nefesimi tuttum. Kocam elimi sımsıkı kavramıştı. “Biz onu ararken,” diye devam etti Kemal, “Onu ormanın kilometrelerce uzağında, bir tren istasyonunun yakınlarında şok halinde buldum. Başına aldığı darbe yüzünden hiçbir şey hatırlamıyordu. Adını, sizi, evini… Her şeyi unutmuştu. Tam onu hastaneye götürüp size haber verecektim ki…” Sözcükler boğazına düğümlendi. Yutkundu ve başını kaldırmadan devam etti: “Benim eşim o sabah, on yıllık tedavinin ardından nihayet hamile kaldığı bebeğimizi kaybetmişti. Doktorlar bir daha asla anne olamayacağını söylemişti. Eşim o gün hastane odasında canına kıymaya çalıştı. Ben… Ben çok bencil bir adamdım Elif. O küçük, hafızasını kaybetmiş çocuğu bulduğumda, eşime yaşayacak bir sebep vermek istedim.” Kocam yerinden fırlayıp Kemal’in yakasına yapıştı. “Sen ne diyorsun lan! Sen kendi karın yaşasın diye bizim 15 yılımızı, bizim hayatımızı mı çaldın?” diye kükredi…
- Mert araya girip kocamı zar zor uzaklaştırdı ama Kemal itiraz etmedi, sadece ağlıyordu. “Raporları değiştirdim,” diye itiraf etti Kemal. “Mert’i bulduğumu herkesten sakladım. Onu sahte evraklarla başka bir şehre, eşimin yanına götürdüm. Eşim, onun yetimhaneden evlat edindiğimiz bir çocuk olduğuna inandı. O kadar mutluydu ki, gerçeği ona asla söyleyemedim. Sonra da tayinimi bu şehre istedim ve bir daha geri dönmedim. Onu bir suçlu gibi değil, kendi öz oğlum gibi büyüttüm. Ama her gece vicdan azabından kıvrandım.” Oda buz gibi bir sessizliğe bürünmüştü. Yıllarca karanlık sokaklarda, organ mafyalarının elinde ya da bir sapığın kurbanı olarak hayal ettiğim oğlum, aslında dosyasına bakan polisin şefkatli ama bir o kadar da hastalıklı yalanının içinde büyümüştü. Ortada kanlı bir cinayet yoktu, sadece bencilce bir dram ve çaresizlik vardı. Mert elindeki çizim defterini bana doğru uzattı. Elleri titriyordu. Sayfada, kara kalemle çizilmiş 25 yaşındaki o genç kadın yüzüm duruyordu. “Ben…” dedi Mert kısık bir sesle. “Çocukluğuma dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Sadece her gece rüyamda bu yüzü görüyordum. Bana gülümseyen, ‘Seni çok seviyorum’ diyen bu yüzü. Kemal babam hep bunun hayal gücüm olduğunu söylerdi. Ama demek ki beynim seni unutsa da, kalbim seni hiç unutmamış anne.” “Anne” kelimesi dudaklarından döküldüğünde, içimde 15 yıldır tuttuğum o devasa baraj yıkıldı. Mert bana doğru eğildi ve kollarını boynuma doladı. Kocam da ikimize birden sarılarak hıçkırıklara boğuldu. 15 yıllık o karanlık kabus, koca bir yalanın ardında saklanan bu mucizevi kucaklaşmayla tamamen sona ermişti. Kemal o gün kendi isteğiyle gidip meslektaşlarına teslim oldu. Yaptığı o bencilce seçimin bedelini hapiste ödemeye başladı. Biz ise artık eskisi gibi küçük bir çocuk olmayan ama kalbi hala bizimle atan oğlumuz Mert’i alıp, 15 yıl sonra eksik kalan ailemizi yeniden tamamlamak üzere evimize döndük. Artık rüyalarında beni çizmesine gerek kalmamıştı; çünkü ben artık tam onun yanındaydım.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


